29 Şubat 2016 Pazartesi

Kendimce'2



  Bazen hiçbir duyguyu konduramazsın kendine. Durumun kötülüğüne üzülemezsin. Ya da aslında sonradan dank eder kafana. Başta hissetmediğin o yoğun duyguları sonradan hissedersin. Birden vurur beynine; belki bir saat, belki bir gün, belki bir yıl sonra... Ama kötü günün acısı elinde sonunda çıkacaktır senden. Kaybettiğini veya kaybedildiğini anlama sendromudur bu. (Pazartesi sendromu bunun yanından bile geçemez.) Anlayışsızlıktan falan değil, kendine konduramamandan kaynaklanır.

  İkili ilişkilerde de böyledir bu. Herhangi biriyle ilgili bi durumda da ister ağla, ister bağır, ister kır dök... Ne yaparsan yap bunların hiç iri içindeolduğun durumu değiştirmez. İstediğini yap o yüzden. Üzülmek için üzülme, üzüldüğün için üzül ve hissetmek istediğin için değil hissettiğin için hisset. Zorlama kendini sıkma, bunaltma. Mutlu etmek içinden geliyorsa et, gelmiyorsa unut gitsin. Ne bir başkasını mutlu etmek zorundasın ne de kendini değiştirmek. 

  Yalnızca sevgini saklama. Dur yanında seviyorsan, sevmiyorsan kapı orda. Sen kapıdan çıkıp gitmişsen zaten eksilmiştir sende bir şeyler. Fark etmez, hissettirmez bazı şeylerin yokluğu. Geri dönüp bakma, o kapı kapandı yüzüne, sen kapattın o kapıyı kendi yüzüne. Tükürdüğünü yalama. Sevgi ezip geçmiştir senin tükürüğünü. Sevmeyi bilmiyorsan, katlanmayı bilmiyorsan yürü git kendi yoluna.  Sevginin karşılıksız mutluluğuna layık olmak zor. Bak aynaya kendi gözünün içine. Ne kaybettiğin, neyi geride bıraktığın vuracak gözlerinin diplerine. Kapat gözünü ve akan o tek bir yaşla vedalaş geride bıraktığınla. Ve artık o kapattığın gözünü geride  bıraktıkların için açma...





Yazımı okuduğunuz için teşekkürler!:)




11 Temmuz 2015 Cumartesi

Başlangıç için..

Büyük başarılar büyük çabalar gerektirir. Siz elinizden geleni yaptığınızı düşünseniz ve bu sizi tatmin etse bile her zaman başkalarını tatmin etmeyebilir. Özellikle de ailenizi. Bu konuda şanslıyım sanırım üniversite sınavına girmiştim bir sene önce elimden geleni yaptım diyemem, çünkü yapmamıştım. Ailemin desteğiyle bir sene mezun olarak bekledim ve en baştan sardım kasedi. Bildiklerimi bilmemişim gibi çalıştım, eksiklerimi tamamlamaya çalıştım bu sefer elimden geleni yaptım diyebilirim. İlk sınav YGS'ydi. Sonuç beklediğimin altında gelmişti. Sanırım çok umut etmiştim ama yılmadım hemen başladım ikinci sınava çalışamaya. Yani LYS sınavına. Bu sınava hazırlanırken birçok şanssızlıklarla karşılaştım gerek hocalarım konusunda olsun gerekse kişisel... Ama en önemlisi pes etmeden hedefime doğru ilerlemekti. Sınavlara girdim çıktım bu sefer istediğim gibi geçmişti. Tabi bu sınavlar sizinkinin nasıl geçtiğine bağlı değil, genel öğrencilerin durumuna bağlı. Hedefime çok yakın bir bölüme sıralamam tutuyor ve o bölümle ilgili birçok araştırmalar yaptım ve halen yapıyorum. Sosyoloji... Sosyal olmayı, bol bol kitap, makale, dergi okumayı, tiyatrolara, söyleşilere gitmenizi, herhangi bir konudaki merak ettiğiniz en ufak şeyi bile araştırarak öğrenmenizi ve kendinizi böylece geliştirmenizi gerektiren bir bölüm. Bu bölümü daha okumaya başlamadan bile bunların farkına vardım iyiki de vardım yoksa okula başlayınca ne yapmam gerektiğinde bir fikrim olmayabilirdi. Asıl soru şu ki ben bunu istiyor muyum? Evet istiyorum. Tam da bunu istiyordum belkide. Çünkü hayalimdeki üniversite hayatı buydu. Bol bol sosyal aktiviteler, yeni insanlarla tanışmak ve onların dünyaya bakış açılarını öğrenip olaylara farklı açılardan bakabilme yetisini kazanmak. Bunu kim istemezki? Tabiki istemeyen sabit fikirli insanlar vardır ama ben onlardan değilim ve yeni düşüncelere, görüşlere açığım. :) Yoksa bu toplumun bir parçası olmak gerçektende çok zor olur.Hayattaki zorluklar hiçbir zaman bizi umutsuzluğu düşürmemeli her zaman başka bir seçeneğin de var olduğunu unutmamalıyız ona tutunmalı ona inanmalıyız ben bu genç yaşımda böyle düşünebildiğim için gerçekten çok mutluyum. Her zaman iyi olayların iyi insanların olmadığını kabul etmek kötü olayların ve kötü insanların karşısında ayakta durabilmek bizi her zaman daha güçlü kılacaktır. :)