
Bazen hiçbir duyguyu konduramazsın kendine. Durumun kötülüğüne üzülemezsin. Ya da aslında sonradan dank eder kafana. Başta hissetmediğin o yoğun duyguları sonradan hissedersin. Birden vurur beynine; belki bir saat, belki bir gün, belki bir yıl sonra... Ama kötü günün acısı elinde sonunda çıkacaktır senden. Kaybettiğini veya kaybedildiğini anlama sendromudur bu. (Pazartesi sendromu bunun yanından bile geçemez.) Anlayışsızlıktan falan değil, kendine konduramamandan kaynaklanır.
İkili ilişkilerde de böyledir bu. Herhangi biriyle ilgili bi durumda da ister ağla, ister bağır, ister kır dök... Ne yaparsan yap bunların hiç iri içindeolduğun durumu değiştirmez. İstediğini yap o yüzden. Üzülmek için üzülme, üzüldüğün için üzül ve hissetmek istediğin için değil hissettiğin için hisset. Zorlama kendini sıkma, bunaltma. Mutlu etmek içinden geliyorsa et, gelmiyorsa unut gitsin. Ne bir başkasını mutlu etmek zorundasın ne de kendini değiştirmek.
Yalnızca sevgini saklama. Dur yanında seviyorsan, sevmiyorsan kapı orda. Sen kapıdan çıkıp gitmişsen zaten eksilmiştir sende bir şeyler. Fark etmez, hissettirmez bazı şeylerin yokluğu. Geri dönüp bakma, o kapı kapandı yüzüne, sen kapattın o kapıyı kendi yüzüne. Tükürdüğünü yalama. Sevgi ezip geçmiştir senin tükürüğünü. Sevmeyi bilmiyorsan, katlanmayı bilmiyorsan yürü git kendi yoluna. Sevginin karşılıksız mutluluğuna layık olmak zor. Bak aynaya kendi gözünün içine. Ne kaybettiğin, neyi geride bıraktığın vuracak gözlerinin diplerine. Kapat gözünü ve akan o tek bir yaşla vedalaş geride bıraktığınla. Ve artık o kapattığın gözünü geride bıraktıkların için açma...
Yazımı okuduğunuz için teşekkürler!:)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder